merve
adako
Moderatör
Forumla bütünleşmiş üye
 
Offline
Mesaj Sayısı: 1153
|
 |
« Yanıtla #3 : Şubat 04, 2009, 03:29:41 ÖÖ » |
|
TARAMALI TÜFEKLE UYANMAK
Koltuğunun altında pek çok karpuz taşıyan AYÇA ŞEN, şimdi de bir albüm çıkarıyor. Kendi deyimiyle 'yavşak' hallerinden eser yok. Elbette sözlerde mizah var. Ama bu, onun şimdiye kadarki en olgun işlerinden biri.
Yazı : Melis Danişmend
4 Ekim 2008, S.O.S. İSTANBUL kapsamında yer alan R.E.M. İstanbul konseri. Ayça Şen'le Kuruçeşme Arena'nın sahilinde ayakta dikiliyoruz. Ayça, elinde mikrofon, kulağında kulaklık, NTV için röportajlar yapıyor. Kamera az sonra bize dönecek. Birden kafasını çevirip "Ne soriim sana ya?" diyor. Birkaç saniye sonra canlı yayında olacağız. "Ne bileyim, S.O.S. İstanbul kapsamında Türkiye'ye gelmelerinden falan bahsedebiliriz," diyorum. "Ha," deyip kafasını çeviriyor. Biraz etrafına bakınıyor, sonra yine bana dönüyor: "S.O.S. İstanbul ne ya?"
Ondan beklenebilecek bir soru. Üstelik o sırada üstünde S.O.S. İstanbul tişörtü var. İlgisini bu tip şeylerin çekmediği bir sır değil. Fakat bu ilgisizlik hiçbir zaman bir cahillik gibi de görünmüyor. Çok zeki bir kadın Şen. Kendine has bir tarzı var. Rahat ve komik. Yaptığı radyo ve televizyon programları o yüzden bu kadar çok dinleniyor/ izleniyor, o yüzden Radikal'de yazı yazdığı günler artırılıyor.
Bütün bu işlerinin arasına şimdi bir de albüm sıkıştırdı. Mor ve Ötesi'nden Burak Güven'in prodüktörlüğünü yaptığı, Rakun Müzik'ten çıkan ve buram buram indie pop kokan Astronot adlı bu albümde, hayat ve ilişkiler üzerine ilgi çekici sözler var. Çıkış parçası "Son Zamanlarda" 'düşündürürken dans ettiren' bir şarkı olmaya aday. İkinci klip şarkısı "Oryantal"in de Ayça Şen'e ya da bu albümdeki genel sound'a yabancı olanları yakalayacağı kesin. Şen, Astronot'la farklı bir kimliğini de ortaya koyuyor. Kendi deyimiyle 'yavşak' hallerinden eser yok. Elbette sözlerde mizah var. Ama bu, onun şimdiye kadarki en olgun işlerinden biri.
Sen bir yandan seramik okuyup bir yandan da konservatuara gitmişsin. Çocukken daha ziyade resim mi çizerdin, şarkı mı söylerdin?
İkisini de yapardım ama daha çok müziğe meraklıydım. TRT çocuk korosuna girdim, klasik gitar çalıyordum. Aslında müzik yapacaktım ben.
Sonra ne oldu?
Sonra radyoya başladım.
O nereden çıktı?
Konservatuara gittiğim dönemde arkadaşlar radyo kurmuştu; Genç Radyo. Orada başladım. Ben çok yavşaktım, hala da yavşağımdır ama o zamanlar daha da yavşaktım. 'Ayça, hadi gel, eğleneceğiz,' dediler. Hakikaten çok da zevkliydi. Zaten TRT çocuk korosu döneminden kayıt stüdyolarına alışkındım. Onun için doğmuş gibi bir şeydim. Hiç heyecanlanmıyordum. Öyle tribe falan girmezdim.
Özgüvenin nereden geliyor?
Şakacı bir aileydi bizimki. Hiçbir şeyi sallamayan bir aile. Babam beni çok şımarttı. Aşırı derecede. Evde prenses gibiydim. Ama korkunç bir prenses. Saçlarını taramayan falan. Annem bana hiç karışmazdı. Çok küfürbaz bir çocuktum. Ana avrat düz giderdim. İki yaşında küfürle başladım konuşmaya. Babam bana beşiğin başında kanun ve keman çalardı. O da müzisyendi. Bir yandan üniversiteye giderken bir yandan yarı zamanlı konservatuara gidermiş. İyi bir müzisyendi. Babamın öldüğü gün TRT çocuk korosuna girmiştim. 10 yaşındaydım. O yüzden benim için çok önemli ve biraz da yaralı bir şeydir müzik.
Ama yıllarca müzik yapmadın. İçten içe 'Bir gün yapacağım,' mı diyordun?
Hiç düşünmedim. Hiçbir şeyi düşünmediğim gibi bunu da düşünmedim. Her şey bir anda oldu. Resimde de öyle olmuştu bana. Mesela kendi tipimi çizemezdim. Sonra bir sabah kalktığımda kendimi çizebiliyordum. Müzikte de aynı. Başkalarının şarkılarını söyleyebiliyordum ama beste yapamıyordum. Bir sabah kalktığımda yapıyordum.
Biriktiriyorsun, biriktiriyorsun ve sonra patlıyor mu?
Bir gün geliyor, 'zrr' diye bir alarm çalıyor. Karar veriyorsun. Dediğin doğru, içinde biriktiriyorsun. Bu işler aşk meselesi. Aşkın tanımı da ne abi? Doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanla... Zamanı geliyor galiba.
Doğru yer, doğru zaman nasıl oldu?
Müge diye bir arkadaşımın evinde oturuyordum. Dedim ki, 'Ben artık müzik yapmak istiyorum. Bir müzisyen bulacağım.' Sonra tuvalete gittim. Tansu (Kaner), Müge'nin okuldan arkadaşı, o sırada balkonun önünden geçiyor. Müge de, 'Bir dakika dur,' diye bağırıyor Tansu'ya. Doktor, iyi olacak hastanın ayağına gelirmiş. Beraber çalışmaya başladık. Sonra zamanlamamız uyuşmadı ve Burak'la çalışmaya devam ettik.
O nasıl oldu?
Bir gece ben bir partideydim, Buraklar geldi, 'Biz senin Memo'nun babasının alt katında oturuyoruz,' dediler. Memo'nun doğduğu yer yani. Ben de bir gün Ümit'teyken onun yazdığı bir sözü ("Budur") Burak'a götürdüm, 'Bunu bestelesene' diye. Burak da bir saat sonra 'Yaptım,' diye getirdi. O da tez canlı bir çocuk. Dedi ki, 'Sen bizim albümün bitmesini bekle, ondan sonra beraber yapalım albümü.'
Astronot'ta bestelerin çoğu sana ait. Daha önce şarkı yazmışlığın var mıydı?
Arkadaşlarımı güldürmek için, "Öğretmenim seni hiç üzmeyeceğim" gibi geyik şarkılar yazdığım olmuştu.
Albümde çok sağlam bir müzisyenin etkisi hissediliyor. Parçalar kendi içinde çok farklı yerlere gidiyor. Sözlere bakınca da şunu düşündüm: Senin böyle bir tarafını galiba ilk defa görüyoruz.
Sen daha komik mi bekliyordun?
Hayır. Sonunda o yüzü görebildik diye düşündüm. Yıllar önce, Barış Manço'nun öldüğü gün radyo programını çok ciddi ve çok etkili bir konuşmayla açmıştın. Biraz önce söylediğin o 'yavşak' taraf dışında ciddi ve duygusal bir tarafın da olduğu belliydi.
Evet, doğru. Duygusal tarafları var. Yavşak değil bu. Mizah aslında acıyla yan yanadır ya. Ben tam mizahçı da değilim. Mizahçıların ciddileşme yeri çok tehlikelidir, tam mizahçı olmadığım için belki onu göstermekten o kadar çekinmedim. Öyle olsam çok sakat bir şey. Cem Yılmaz'ın birden romantikleşmesi gibi. Çok batar. Ben Cem Yılmaz da değilim. Ne olduğum tam belli değil galiba. Bir medya insanı mı? Öyle de değil galiba.
Ne olduğunu, nerede durduğunu biliyor musun?
Yok yok, bilmiyorum.
Bunun üzerine düşünür müsün?
Bazen bazı insanlar bunu fark edip bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Bana çok anlamsız geliyor. Bu kocaman bir yürüyüş. Bu yürüyüşte sürekli, "Ben neredeyim?" sorusu çıkarmak, "Kaç kişiyle yattım?"ın hesabını yapmak gibi bir şey (gülüyor).
Anı yaşamayı tercih ediyorsun.
Çok anlık yaşıyorum. Çok majör hatalar da yapmadım. Yani insanlara büyük ahlaksızlıklar yapmadım. Ama ceremesini çok çektiğim zamanlar da oluyor. Çok tepkisel yaşıyorum ama çocuktan sonra daha huzurlu olmayı öğreniyorsun. Biraz daha empati kurmayı becerebiliyorsun.
Memo'dan sonra çok şey değişti mi?
Evet. Bir kere büyüdüm. Büyüdüğümü fark ettim. Anaa baktım, katır kadarmışım. Ben kendimi çok küçük sanıyordum. 28 yaşındayken 17-18 gibi hissediyordum. Memo'ya 28 yaşında hamile kaldım. Birden bire taramalı tüfekle taramışlar gibi bir uyanış yaşadım.
Senin bir kitabın var, şimdi albümün çıkıyor, yazı yazıyorsun, radyo programı yapıyorsun...
Hülya Avşar gibi (gülüyor).
Ya da Gülben Ergen diyelim. Tüm bunlara rağmen gündemle ilgilenmediğin de biliniyor. Yazılarında da bunu çekinmeden söylersin.
Gündemi takip etmemek ayıp değil ki... Ayıp bir şey mi?
Başkası olsa bundan rahatsızlık duyup saklamaya çalışabilirdi.
Üstüme gelen çok oldu. Kitap hiç okumuyor değilim. Ama gündemdeki kitabı okumuyorumdur.
Gerçekten ilgilenmiyor musun olan bitenle?
Hayır. Hiç ilgimi çekmiyor.
Peki bu kadar çok şeyi nasıl yapıyorsun?
Bugün radyo programında, 'Kimileri Bağdat'ı sora sora bulur, kimileri okuya okuya, kimileri de konuşa konuşa,' dedim. Zaten yazı yazıyorum, niye okuyayım ki (gülüyor). Tabii ki bu işin şakası. Kitap okumak şart. Ama gündemi takip etmene gerek yok. Kitap okumayınca kelime hazinen daralıyor. O yüzden şart. Çöp gibi geliyor gündem. Çöpten uzak duruyorsun.
Ne ilgini çekiyor?
Piyano çalıyorum şimdi. Günde üç saat. Kendi kendime takılıyorum. Ney öğrenmeye başlıyorum. Çok sıkıldığımda belgesel seyrediyorum. Çok geyik olacak ama... Onlar ilgimi çekiyor. Süper volkanlar varmış mesela. Bugün de, neydi bir bar ismi varmış, ha Peyote. İşte Peyote diye bir kaktüs varmış, kafa yapıyormuş. Şamanların onu yiyip kafa bulunca ne yaptıklarını seyrettim. Eskiden belgeselden de çok sıkılıyordum. Memo seyretmeye başlayınca başladım.
Müzikten sıkılabilir misin?
Sevdiğim işten sıkılmam. Herkes öyle sanıyor ama 15 yıldır radyoculuk yapıyorum, 13 yıldır yazı yazıyorum, sıkılmadım. Bundan da sıkılmam.
Kaynak: Rollingstone / Ocak 2009
Alıntıdır.
|