Sayfa: [1]
Yazdır
Gönderen Konu: ayçaşen  (Okunma Sayısı 1805 defa)
merve
adako
Moderatör
Forumla bütünleşmiş üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1153



WWW
« : Şubat 04, 2009, 02:56:38 ÖÖ »

ayçaşen

Hayatı:

1972'de Trabzon'da doğmuştur.Türk yazar, radyo programcısı ve sunucu.(ve artık şarkıcı! Gülümseme)

1991'de Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Seramik bölümüne girdi, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı yarı zamanlı Şan Bölümü'nü kazandı. 1994 ve 1997 yıllarında Number One Tv'de program yaptı. 1995 yılı boyunca Aktüel Dergisinde izlenim yazılar yazdı. 1997 yılında Aktüel Dergisi'nde, söyleşi izlenimlerinden oluşan yazıları yer aldı. 2001 yılında, yazılarında da sıkça söz ettiği oğlu Memo doğdu. 2001-2002 arasında Tempo Dergisi'nde yazdı. 2003 yılından bu yana Radikal Cumartesi'de yazıyor. Ntv' de ve Radio Eksen'de program yapmayı sürdürüyordu. 2006 yılında Saatçi Bayırı isimli romanı yayımlandı. Bir süredir Istanbul'da 99.4, Ankara'da 99.5 frekanslarında dinlenen, Virgin Radio kanalında Ayça Şenbaşkan Pusu isimli radyo programını Sebastian Carlos eşliğinde yapmakta. İlk albümü Astronot 2009 Ocak ayında Rakun Müzik etiketiyle piyasaya çıkacak.
Logged
merve
adako
Moderatör
Forumla bütünleşmiş üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1153



WWW
« Yanıtla #1 : Şubat 04, 2009, 03:16:42 ÖÖ »

DJ,GAZETECİ VE BİR ANNE!

Rahatsızlık ve görgü abidesi, kadınların mizah yeteneğinden yoksun yaratıldığını ters düşürecek zekaya sahip, renklerden siyahın asaleti, beyazın saflığı, pembenin romantizmi, kırmızının çekiciliği gibi boş yaşamı renklendirebilecek program ritüelleriyle artık gelenekselleşen ve her eve lazım diyebileceğim bir anne, DJ, gazeteci isim: Ayça Şen... Zira ruhsal yapınızı etkileyecek bir isimdir. Kendisiyle yaptığımız üzerinizde hasar yaratabilecek bu röportaja labirent çizmeden başlayalım.

Nasıl oldu? Radyoculukla mı başladın?

Mimar Sinan Seramik bölümünde okurken okul çıkışlarında arkadaşlarımın çağrısı üzerine Genç Radyo'da sesimi duyurmaya başladım.

Radyo programında Sebastian Carlos, Batuhan Kıran ve Ebru Çapa adlı sevgili insanların seslerini duyuyorduk. Çok uzun bir maziniz var mı?

Kendileri arkadaşlarım. Sebastian'la 6 sene, Batuhan'la 4 sene, Ebru'yla da uzunca bir mazimiz var; kendisi yaklaşık 5 aylık bir Süre programıma katıldı.

Konseptinde telefon işletmelerine yer vermek senin fikrin miydi?

İlk olarak Levent Ünsal'da dinlemiştim. Çok hoşuma gitmişti ve çok gülmüştüm. Daha sonra biz de telefon işletmelerinde bulunmaya başladık. Neden mi gerek duydum: Hayata farklı yönden dalga vermek için.

Sence insanlar istediği müzik türüne uygun frekansları yakalayabiliyorlar mı? Ya da genellikle popüler kitleye seslenen frekansların çoğunluğunu ya da bu kitlenin çoğunluğunu neye bağlıyorsun?

Popüler dilin kolay oluşu, kolay para kazanma kısaca hamburger gibi.

Peki, sence bunca starı Türkiye müzik piyasası kaldırabilecek mi?

Tabii ki hayır, aralarında iyi olanlar ayakta kalacak, diğerleri beyaz eşya dükkanı açıp, torunlarına parlak günlerini anlatacak.

Programa başlamadan önce hazırlık yapıyor muydun?

Genellikle yapmıyordum. Ama yapınca da daha iyi oluyordu. Mesela telefon işletmelerim; onlar da hep plansız oluyor.

En son radyoculuğa Radio Hot'ta devam ediyordun, ta ki 20 Şubat 2004' e kadar. Bence İstanbul'un en keyifli müziğine yer veren, kaliteli DJ'leri bir araya toplayan bir frekanstı ama rahmetli oldu. Aslında aynı ad altında varlığını sürdürüyor ama tarzını değiştirerek hit müzik çalan bir frekans oldu. Sen ve birçok DJ ayrıldı, sebebi bu mu?

Evet bunun da payı var, aslında bu radyoya geçmemin nedeni iyi müzik çalması, patronların seni olduğu gibi kabul etmesi, konseptine karışılmaması. Yani neysen O'sun. Etik olarak düzgündü ama maaşlarımızın gecikmeli ödenmesi sıkıntı yarattı. Radio Hot yayına başladığından bu yana çok fazla tarz değişikliği yaptı. Birara elektronik, modern rock çalardı, şu günlerde hit müziğe yer veriyor.

Bu değişiklikleri neye bağlıyorsun?

Kararsızlık, inançsızlık...

Radikal'in Cumartesi ekinde söyleşilerin yayınlanıyor. Söyleşeceğin kişileri sen mi seçiyorsun?
Genelde ben seçerim,ama onların da fikrini alırım...

Bir de TV olayın var. Elmavision'da Ayça Walker'ı yapıyorsun. Haftada bir mi gerçekleşiyor?


Artık gerçekleşmiyor, bıraktım onu da...

Senin bir de annelik tarafın var. Annelik, gazetecilik, radyoculuk nasıl dengeliyorsun. Zor olmuyor mu?(Gerçi Kaptan Mehmet zorluk çıkaran bir çocuğa hiç benzemiyor, inanılmaz tatlı)


Yok ya. İki saat radyo, haftada bir söyleşi, Kaptan Mehmet uyurken de yazıları yazıyorum. Genellikle onunlayım yani.

Ve olmazsa olmaz köşemiz: Hayatının belli döneminde hayranı olduğun, posterini duvarına astığın, düşündüğünde yüzünde sivilceler çıkmasına neden olan bir kişi oldu mu?

Olmadı. Hatta arkadaşlarım hayranı oldukları kişilerin posterlerini asarlardı, ben de kıskanırdım.12 yaşımdaydım. Bir dergi Bruce Springsteen posteri vermişti, ben de onu asmıştım.

Radyoculuğa devam etmeyi düşünüyor musun? Tercihin ne yönde olacak?

Radyoculuğa devam. En büyük aşklarda bile sorun çıkar, niye bırakayım? Zaten belli bir Süre popülerliğe hizmet ettim, bundan sonra karışılmayacağı, alternatif bir radyoyu tercih ederim.

Bir kitap yazmayı düşünüyor musun?

Evet düşünüyorum. Yazacak bir şey bulursam, elimi korkak alıştırmam.

Studyoimge'nin anket olarak düzenlediği soruya geleyim: Sence 2004 yılının yükselen müzik türü ne olacak?


Bence elektronik olur.

Geçen yıl İstanbul'da iyi organizasyonlar gerçekleşti. Bunlardan biri senin de sunuculuk yaptığın Rock'n'Coke. Beklediğin grupları izleme şansını buldun mu? Bu sene beklediğin gruplar var mı?

Geçen yıl The Cardigans, Guano Apes, Echo And the Bunnymen. Bu yıl da Red Hot Chili Peppers'ı bekliyorum.

RÖPORTAJA AİT DİPNOTLAR...

* Ayça Şen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Seramik Bölümü'nden terk. * Ayça Şen oldukça net ve kısa cümlelere sahip biri. * Kendisindeki rahatlıkla karşısındakine hiç yabancılık çektirmiyor. Kaptan Mehmet, Selma evde gerçekleşen röportajın bir başka tatlı yanlarıydı. * İlk mizah dergisinin Namık Kemal ve Teodor Kasap tarafından 1870 yılında çıkarıldığını yazımı yazarken öğrendim.... * Ona göre paranoyak insanlar zeki mişş... * Ayça Şen insanı ruhsal bakımdan iyi yönde etkileyenlerden... * Kendisinin gülerken gözlerinden ateş çıkarabilme kabiliyeti de var. * Sohbet sırasında hayırr, evet , yoo... gibi kısa cevaplarla karşılık versede, insana saatlerce sohbet edermişcesine tad veriyor. Peki bu nasıl oluyor demeyin. Konuştuğunuz kişi hatırlatırım Ayça Şen. * Röportaj oldu mu, olmadı mı sancıları çekerken de kendisi yanımdaydı... * Röportajı gerçekleştirene kadar ve gerçekleştirme sonrasında Studyoimge.com editörü Efkan Kula'yı kaç defa rahatsız ettiğimi ve röportajı tekrar tekrar temize geçirip kaç defa kendisine gönderdiğimi düşünmek istemiyorum. * Umarım, her şeyin ısıtılıp ısıtılıp önümüze serildiği şu günlerde bu röportaj içinizde sevgi tomurcuklarının açmasına neden olmuştur. * Bu kasırga misali röporatajımızın başrolünde bulunan Ayça Şen'e teşekkürlerimi sunuyor ve bir röportajın günün anlam ve önemini belirten faslına son veriyorum.

RÖPORTAJ:stüdyoimge.com
Logged
merve
adako
Moderatör
Forumla bütünleşmiş üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1153



WWW
« Yanıtla #2 : Şubat 04, 2009, 03:25:52 ÖÖ »

Ayça Şen'in "Astronot" albümü lansman konserinde verdiği röportaj ve minik bir performans.
(NTV Gece Gündüz Programı'ndan alınmıştır.)

İzlemek için:
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=0&VideoSearch=ay%E7a%20%FEen&NewsType=
Logged
merve
adako
Moderatör
Forumla bütünleşmiş üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1153



WWW
« Yanıtla #3 : Şubat 04, 2009, 03:29:41 ÖÖ »

TARAMALI TÜFEKLE UYANMAK

Koltuğunun altında pek çok karpuz taşıyan AYÇA ŞEN, şimdi de bir albüm çıkarıyor. Kendi deyimiyle 'yavşak' hallerinden eser yok. Elbette sözlerde mizah var. Ama bu, onun şimdiye kadarki en olgun işlerinden biri.

Yazı : Melis Danişmend

4 Ekim 2008, S.O.S. İSTANBUL kapsamında yer alan R.E.M. İstanbul konseri. Ayça Şen'le Kuruçeşme Arena'nın sahilinde ayakta dikiliyoruz. Ayça, elinde mikrofon, kulağında kulaklık, NTV için röportajlar yapıyor. Kamera az sonra bize dönecek. Birden kafasını çevirip "Ne soriim sana ya?" diyor. Birkaç saniye sonra canlı yayında olacağız. "Ne bileyim, S.O.S. İstanbul kapsamında Türkiye'ye gelmelerinden falan bahsedebiliriz," diyorum. "Ha," deyip kafasını çeviriyor. Biraz etrafına bakınıyor, sonra yine bana dönüyor: "S.O.S. İstanbul ne ya?"

Ondan beklenebilecek bir soru. Üstelik o sırada üstünde S.O.S. İstanbul tişörtü var. İlgisini bu tip şeylerin çekmediği bir sır değil. Fakat bu ilgisizlik hiçbir zaman bir cahillik gibi de görünmüyor. Çok zeki bir kadın Şen. Kendine has bir tarzı var. Rahat ve komik. Yaptığı radyo ve televizyon programları o yüzden bu kadar çok dinleniyor/ izleniyor, o yüzden Radikal'de yazı yazdığı günler artırılıyor.

Bütün bu işlerinin arasına şimdi bir de albüm sıkıştırdı. Mor ve Ötesi'nden Burak Güven'in prodüktörlüğünü yaptığı, Rakun Müzik'ten çıkan ve buram buram indie pop kokan Astronot adlı bu albümde, hayat ve ilişkiler üzerine ilgi çekici sözler var. Çıkış parçası "Son Zamanlarda" 'düşündürürken dans ettiren' bir şarkı olmaya aday. İkinci klip şarkısı "Oryantal"in de Ayça Şen'e ya da bu albümdeki genel sound'a yabancı olanları yakalayacağı kesin. Şen, Astronot'la farklı bir kimliğini de ortaya koyuyor. Kendi deyimiyle 'yavşak' hallerinden eser yok. Elbette sözlerde mizah var. Ama bu, onun şimdiye kadarki en olgun işlerinden biri.


Sen bir yandan seramik okuyup bir yandan da konservatuara gitmişsin. Çocukken daha ziyade resim mi çizerdin, şarkı mı söylerdin?

İkisini de yapardım ama daha çok müziğe meraklıydım. TRT çocuk korosuna girdim, klasik gitar çalıyordum. Aslında müzik yapacaktım ben.

Sonra ne oldu?

Sonra radyoya başladım.

O nereden çıktı?

Konservatuara gittiğim dönemde arkadaşlar radyo kurmuştu; Genç Radyo. Orada başladım. Ben çok yavşaktım, hala da yavşağımdır ama o zamanlar daha da yavşaktım. 'Ayça, hadi gel, eğleneceğiz,' dediler. Hakikaten çok da zevkliydi. Zaten TRT çocuk korosu döneminden kayıt stüdyolarına alışkındım. Onun için doğmuş gibi bir şeydim. Hiç heyecanlanmıyordum. Öyle tribe falan girmezdim.

Özgüvenin nereden geliyor?

Şakacı bir aileydi bizimki. Hiçbir şeyi sallamayan bir aile. Babam beni çok şımarttı. Aşırı derecede. Evde prenses gibiydim. Ama korkunç bir prenses. Saçlarını taramayan falan. Annem bana hiç karışmazdı. Çok küfürbaz bir çocuktum. Ana avrat düz giderdim. İki yaşında küfürle başladım konuşmaya. Babam bana beşiğin başında kanun ve keman çalardı. O da müzisyendi. Bir yandan üniversiteye giderken bir yandan yarı zamanlı konservatuara gidermiş. İyi bir müzisyendi. Babamın öldüğü gün TRT çocuk korosuna girmiştim. 10 yaşındaydım. O yüzden benim için çok önemli ve biraz da yaralı bir şeydir müzik.

Ama yıllarca müzik yapmadın. İçten içe 'Bir gün yapacağım,' mı diyordun?

Hiç düşünmedim. Hiçbir şeyi düşünmediğim gibi bunu da düşünmedim. Her şey bir anda oldu. Resimde de öyle olmuştu bana. Mesela kendi tipimi çizemezdim. Sonra bir sabah kalktığımda kendimi çizebiliyordum. Müzikte de aynı. Başkalarının şarkılarını söyleyebiliyordum ama beste yapamıyordum. Bir sabah kalktığımda yapıyordum.

Biriktiriyorsun, biriktiriyorsun ve sonra patlıyor mu?

Bir gün geliyor, 'zrr' diye bir alarm çalıyor. Karar veriyorsun. Dediğin doğru, içinde biriktiriyorsun. Bu işler aşk meselesi. Aşkın tanımı da ne abi? Doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanla... Zamanı geliyor galiba.

Doğru yer, doğru zaman nasıl oldu?

Müge diye bir arkadaşımın evinde oturuyordum. Dedim ki, 'Ben artık müzik yapmak istiyorum. Bir müzisyen bulacağım.' Sonra tuvalete gittim. Tansu (Kaner), Müge'nin okuldan arkadaşı, o sırada balkonun önünden geçiyor. Müge de, 'Bir dakika dur,' diye bağırıyor Tansu'ya. Doktor, iyi olacak hastanın ayağına gelirmiş. Beraber çalışmaya başladık. Sonra zamanlamamız uyuşmadı ve Burak'la çalışmaya devam ettik.

O nasıl oldu?

Bir gece ben bir partideydim, Buraklar geldi, 'Biz senin Memo'nun babasının alt katında oturuyoruz,' dediler. Memo'nun doğduğu yer yani. Ben de bir gün Ümit'teyken onun yazdığı bir sözü ("Budur") Burak'a götürdüm, 'Bunu bestelesene' diye. Burak da bir saat sonra 'Yaptım,' diye getirdi. O da tez canlı bir çocuk. Dedi ki, 'Sen bizim albümün bitmesini bekle, ondan sonra beraber yapalım albümü.'

Astronot'ta bestelerin çoğu sana ait. Daha önce şarkı yazmışlığın var mıydı?

Arkadaşlarımı güldürmek için, "Öğretmenim seni hiç üzmeyeceğim" gibi geyik şarkılar yazdığım olmuştu.

Albümde çok sağlam bir müzisyenin etkisi hissediliyor. Parçalar kendi içinde çok farklı yerlere gidiyor. Sözlere bakınca da şunu düşündüm: Senin böyle bir tarafını galiba ilk defa görüyoruz.

Sen daha komik mi bekliyordun?

Hayır. Sonunda o yüzü görebildik diye düşündüm. Yıllar önce, Barış Manço'nun öldüğü gün radyo programını çok ciddi ve çok etkili bir konuşmayla açmıştın. Biraz önce söylediğin o 'yavşak' taraf dışında ciddi ve duygusal bir tarafın da olduğu belliydi.

Evet, doğru. Duygusal tarafları var. Yavşak değil bu. Mizah aslında acıyla yan yanadır ya. Ben tam mizahçı da değilim. Mizahçıların ciddileşme yeri çok tehlikelidir, tam mizahçı olmadığım için belki onu göstermekten o kadar çekinmedim. Öyle olsam çok sakat bir şey. Cem Yılmaz'ın birden romantikleşmesi gibi. Çok batar. Ben Cem Yılmaz da değilim. Ne olduğum tam belli değil galiba. Bir medya insanı mı? Öyle de değil galiba.

Ne olduğunu, nerede durduğunu biliyor musun?

Yok yok, bilmiyorum.

Bunun üzerine düşünür müsün?

Bazen bazı insanlar bunu fark edip bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Bana çok anlamsız geliyor. Bu kocaman bir yürüyüş. Bu yürüyüşte sürekli, "Ben neredeyim?" sorusu çıkarmak, "Kaç kişiyle yattım?"ın hesabını yapmak gibi bir şey (gülüyor).

Anı yaşamayı tercih ediyorsun.

Çok anlık yaşıyorum. Çok majör hatalar da yapmadım. Yani insanlara büyük ahlaksızlıklar yapmadım. Ama ceremesini çok çektiğim zamanlar da oluyor. Çok tepkisel yaşıyorum ama çocuktan sonra daha huzurlu olmayı öğreniyorsun. Biraz daha empati kurmayı becerebiliyorsun.

Memo'dan sonra çok şey değişti mi?

Evet. Bir kere büyüdüm. Büyüdüğümü fark ettim. Anaa baktım, katır kadarmışım. Ben kendimi çok küçük sanıyordum. 28 yaşındayken 17-18 gibi hissediyordum. Memo'ya 28 yaşında hamile kaldım. Birden bire taramalı tüfekle taramışlar gibi bir uyanış yaşadım.

Senin bir kitabın var, şimdi albümün çıkıyor, yazı yazıyorsun, radyo programı yapıyorsun...

Hülya Avşar gibi (gülüyor).

Ya da Gülben Ergen diyelim. Tüm bunlara rağmen gündemle ilgilenmediğin de biliniyor. Yazılarında da bunu çekinmeden söylersin.

Gündemi takip etmemek ayıp değil ki... Ayıp bir şey mi?

Başkası olsa bundan rahatsızlık duyup saklamaya çalışabilirdi.

Üstüme gelen çok oldu. Kitap hiç okumuyor değilim. Ama gündemdeki kitabı okumuyorumdur.

Gerçekten ilgilenmiyor musun olan bitenle?

Hayır. Hiç ilgimi çekmiyor.

Peki bu kadar çok şeyi nasıl yapıyorsun?

Bugün radyo programında, 'Kimileri Bağdat'ı sora sora bulur, kimileri okuya okuya, kimileri de konuşa konuşa,' dedim. Zaten yazı yazıyorum, niye okuyayım ki (gülüyor). Tabii ki bu işin şakası. Kitap okumak şart. Ama gündemi takip etmene gerek yok. Kitap okumayınca kelime hazinen daralıyor. O yüzden şart. Çöp gibi geliyor gündem. Çöpten uzak duruyorsun.

Ne ilgini çekiyor?

Piyano çalıyorum şimdi. Günde üç saat. Kendi kendime takılıyorum. Ney öğrenmeye başlıyorum. Çok sıkıldığımda belgesel seyrediyorum. Çok geyik olacak ama... Onlar ilgimi çekiyor. Süper volkanlar varmış mesela. Bugün de, neydi bir bar ismi varmış, ha Peyote. İşte Peyote diye bir kaktüs varmış, kafa yapıyormuş. Şamanların onu yiyip kafa bulunca ne yaptıklarını seyrettim. Eskiden belgeselden de çok sıkılıyordum. Memo seyretmeye başlayınca başladım.

Müzikten sıkılabilir misin?

Sevdiğim işten sıkılmam. Herkes öyle sanıyor ama 15 yıldır radyoculuk yapıyorum, 13 yıldır yazı yazıyorum, sıkılmadım. Bundan da sıkılmam.

Kaynak: Rollingstone / Ocak 2009

Alıntıdır.
 
« Son Düzenleme: Şubat 04, 2009, 03:44:30 ÖÖ Gönderen: merve » Logged
merve
adako
Moderatör
Forumla bütünleşmiş üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1153



WWW
« Yanıtla #4 : Şubat 04, 2009, 03:46:51 ÖÖ »

AYÇAŞEN’in ilk albümü ASTRONOT çıktı!!!

"Oryantal"den bıkmadın mı?

Ele avuca sığmayan radyo programlarından, sıra dışı köşe yazılarından, “Saatçi Bayırı” adlı kitabından ve muhtelif televizyon yayınlarından tanıdığımız Ayça Şen, temelleri 2005 yılında mor ve ötesi üyesi Burak Güven ile birlikte atılan Astronot adlı ilk müzikal çalışmasını RAKUN etiketiyle çıktı. Ayça, başlarda vurucu sözleriyle ortaya çıkarttığı şarkılarını Burak’ın da katkıda bulunduğu besteleriyle zenginleştirerek çok yönlü kişiliğini, marifetli söz yazarlığını ve aşina olduğumuz sesini şaşırtıcı ve yakalayıcı şekillerde şarkılarına yansıtıyor. Prodüktörlüğünü Burak Güven’in, düzenlemelerini Serkan Hökenek’in üstlendiği bu albüm, şimdiden yılın en sıcak ve ilgi uyandıracak işlerinden biri olmaya aday görünüyor.




ASTRONOT:

1.Son Zamanlarda
2.Kalpsizsin
3.Aptal Gibi
4.Oryantal
5.Dönme Dolap
6.Sabotaj (Harun Tekin'le düet)
7.Erkek Sindrella
8.Büyüdük
9.Kelebek
10.Astronot
11.Budur

www.myspace.com/aycasen
« Son Düzenleme: Şubat 04, 2009, 03:52:56 ÖÖ Gönderen: merve » Logged
biRdamLauMut!..
« Déad Poèt »
Moderator
Forumla bütünleşmiş üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2212


beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir.


WWW
« Yanıtla #5 : Şubat 04, 2009, 04:33:29 ÖS »

merak ettim, daha önce hiç dinlememiştim..
Logged

6
suzi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12



« Yanıtla #6 : Nisan 14, 2009, 03:34:21 ÖS »

sevilmiycek gibi değil çok sıcak kanlı biri  Masum
Logged
Sayfa: [1]
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: