Sayfa: [1]
Yazdır
Gönderen Konu: 29-30 Mayıs C.tesi-Pazar, Gazete Röportajları: VATAN / STAR / TARAF / ZAMAN  (Okunma Sayısı 845 defa)
Berivan
Alışkın Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 67


AMA HEP AYNI DERTLER HEP AYNI HEP AYN..


« : Haziran 02, 2010, 03:46:27 ÖS »

Star gazetesi röportajı

Rock’çılar Türkçede zorlanıyor 

Türkçe rock’ın en önemli adlarından Mor ve Ötesi yeni albümü Masumiyetin Ziyan Olmaz’ı çıkarttı. Rock’çıların Türkçe söylemekte zorlandığını vurgulayan grup elemanlarıyla konuştuk

 

-Neden kırmızı soğan?

Kerem Kabadayı- Daha önceki albümlerde de kapakta grup fotoğrafı olmayan tasarımları tercih etmiştik. Bu albümde de, şarkılara güç katacak tek bir imge olması gerektiğini düşünüyorduk hepimiz. Ama aklımıza net bir şey gelmiyordu. Soğan fikri menajerimiz Can’dan (Sertoğlu) geldi. Ben de bu soğan grafiğini yaptım.

-Bir göndermesi yok mu?

K.K.: Göndermesi değil de grafik olarak baktığınızda nardan kalbe kadar pek çok şeyi çağrıştıran bir grafik ortaya çıktı. Aynı zamanda Can’ın bize soğan teklif ederken anlattığı, soğanın katmanları, sonsuzluk, katmanları açtıkça merkeze ulaşılması, soğanın çiçeği, püskülleri gibi pek çok şey var. Ama bunların hiçbirinden dolayı koymadık soğanı kapağa.

-Meksika’yı sormak istiyorum.

Harun Tekin: Aslında o şarkının kod adı. Bizim şarkılarımızın bazen en baştan bir ismi oluyor. Bazen de ismi olmadığı için ona bir kod adı veriyoruz. Bazen kod adı tarihin derinliklerine gidiyor bazen de, Meksika’da olduğu gibi o kod adına alışıyoruz, o kod adı şarkının adı oluyor. Mesela 2012 de bir kod adıydı ama cuk oturdu.

-2012 muhabbetlerinden önce mi yazıldı?

K. K.: Aslında tam o muhabbetlerin sırasıydı. Stüdyoda doğaçlama çalarken ortaya çıktı, hatta sözlerin bir kısmı da öyle çıktı. Kerem (Özyeğen) de stüdyodan çıkarken ‘Bunun adı olsa olsa 2012 olur’ dedi.

-Nakba adlı şarkıyı biraz anlatır mısınız?

H.T.: Bir ulus-devletin kuruluşunda iki tür duygu var, anlaşılan hep böyle oluyor. Bir tanesi coşku ve heyecan, kutlama, bir tanesi de huzursuzluk yaratan duyguların bastırılması ve derinlere atılması. Hele orada birden fazla halk varsa. Orada da öyle olmuş ki İsrail’in Cumhuriyet Bayramı’na Filistinliler Felaket anlamına gelen ‘Nakbah’ diye sesleniyor. Bu tek bir yerde olmuyor tabii ki. Bu belki hep gözümüzün önünde olduğu için bu şarkı öyle çıktı.

-Birkaç hafta önce Elvis Costello, Leonard Cohen’in yapmadığını yaptı ve İsrail’de konser vermeyi reddetti.

K.K.:  Elvis Costello’yla ilgili kısacık bir şey söyleyeyim. Türkiye’de bu tür boykot ya da İsrail’e gösterilen tepkilerle İngiltere’de ya da ABD’de gösterilen tepkiler arasında dönem dönem fark oluyor. Benim bildiğim İngiltere’de akademik çevrelerde ve sanatçılar arasında İsrail’e yönelik bir boykot kampanyası var. O yüzden Costello’nun bu şekilde davranmış olması çok ekstrem bir tavır değil.

-Siz gider misiniz İsrail’e konser vermeye?

K.K.: Bunu konuşmadık aramızda, konuşmamız gerekir.

H.T.: İsrail’de bizim müziğimizi dinlemeyi hak eden insanlar yok mudur? Dolayısıyla o sınırların içine girmemek, o insanları kendinden mahrum bırakmak anlamına geliyor.

-Gözaltındayken hayatını kaybeden siyahi Festus Okey’le ilgili şarkıyı sormak istiyorum.

H.T.: Aslında biz bir tane böyle şarkı yapalım diye yola çıkmadık. Şarkının girişinde de, her yerinde de olan şey ortaya çıktıktan sonra biz onu Festus olarak anmaya başladık, onun anısına bir şey olacağı sözler çıkmadan belli olmuştu.

K.K.:  Festus Okey’in ölümü bir dönemin başlangıcı gibi olmuştu. Ardından, çaldıklarımızı şarkıya dönüştüreceğimiz sırada, bu şarkının tek bir olayı anlatan bir şarkı değil, şiddeti, adalet ve hukukun üstünde gören insanların sıradan insanlara uyguladığı şiddeti anlatan bir şarkıdan ziyade farklı olanın dışlandığı, imha edildiği, her türlü kara propagandayla meşrulaştırılmasıyla ilgili oldu bu şarkı.

H.T.: Festus’un cenazesinin teslimi sırasında da konsolosluk görevlilerine polisin çok kötü muamele etmesi, onları görmezden gelen bir hali vardı. Ama bir yandan da belki kendi çektiklerimizden ötürü o konuda bir özensizlik var. Türkiye’nin de belki Batı’dan çektikleri algı düzeyinde bile olsa çok etkileyici olabiliyor. Geçenlerde kalabalıkça bir erkek grubuyla Köln’de, bir müzik grubu etiketi altında yaşamadığımız şeyler, bir ötekileştirme yaşadık. Ama bunların ele alınması iyi çünkü böylece bunlar emniyet teşkilatı içinde de tartışılmaya başlıyor.

-Bu ülkede şöyle bir çelişki var, İstanbul’dan bir fotoğraf rahatlıkla New York sanılabilir. Ama güneydoğu’dan bir kare de Afganistan sanılabilir kolaylıkla. Bu çelişki sizin gibi kendi toplumu üzerine düşünen müzisyenleri nasıl etkiler?

K.K.:  Bunun en önemli etkisi bizi kamçılaması. Bu albümün çıkışından birkaç gün sonraki konseri Batman’da yaptık. 10 binden fazla izleyiciyle birlikte söyledik. Adeta bir Iron Maiden konseri enerjisi vardı, müthiş bir deneyim oldu bizim için. Genel seçimlerden çok kısa bir süre önce Diyarbakır’da bir festivalde çaldık. Orada da sanırım 40 bin kişi vardı. Sonuçta biz bir politik parti ya da sivil toplum kuruluşu değiliz, bir müzik grubuyuz ve kapsayabileceğimiz kadar çok insanı kapsamak bütün bu olumsuzlukların karşısında insanı motive eden bir hedef. Birçok insanın gitmediği, gitmeyeceği ve birçok insanın kabul edilmeyeceği yerlerde konser vermek çok güzel.

-Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’ndeki konser verdiniz.

H.T.:   Tam o gün. Öğlen geldi haberler. Ne yapacağımızı şaşırdık tabii. Halen bekleyiş vardı, biz de beş yıldır gitmiyorduk Zonguldak’a. Konserde söyleyeceğimiz ilk şarkıyı değiştirdik, Hayat şarkımızı oradaki bekleyişe, hala devam eden ümide, oraya yolladık, siyah bantlarla çıktık. Ama maalesef iyi gelmedi haberler.Alman yazarlarla maç yaptık

 

-Futbol izler misiniz?

K.K.:  Kızgın kalabalıkları harekete geçirebilecek her şeyi tehlikeli buluyorum.

Kerem Özyeğen: Ben ara sıra İnönü’de maç seyrederim.

-Harun futbol oynamışsınız.

H.T.: Geçen sene mayıs ayında Bağış Erten’den bir mail geldi, dedi ki ‘Almanlar bizi maça çağırıyor.’ Hamburg’da bir Edebiyat Festivali’ndeki 85 etkinlikten biri olarak bunu koymuşlar. Yazarlar takımı maçı. Hızla bir takım kurduk, kriterimiz yayınlanmış iki tane eseri olması ama aramızda karikatürist de var, senaryo yazarı da, kurgu olmayan şeyler yazanlar da var. 15 kişilik bir takımla gittik. 90 dakikalık 11 kişilik bir maç bu. Forvet oynadım. 7-1 yenildik. Sonra döndük işi biraz daha ciddiye almaya karar verdik. Haftada bir oynamaya başladık. Bu sürecin sonunda bir haber geldi 28 Nisan-2 Mayıs arasında Almanya’da bir kupa var, bu yazarlar kupasının dördüncüsü. Beş takımdan biri olarak gittik, bu sefer Bağış Erten aynı zamanda teknik direktörümüz oldu ve turnuvayı inci bitirdik, Almanlar’a üç 0-0’ın sonunda penaltılarla yenildik. Maçtan sonra Almanlarla aynı otobüse bindiğimizde hala şakalaşıyorduk, her aşamada çok şamata yaptık, bizim takımın bir yerde olduğunu gürültü seviyesinden ve sigara dumanından anlamak mümkündü. Kupa ödüllerine çıkarken takımdan yedi kişi sigara içiyordu.

 

 

Darbe’yi gece yarısından sonra yayınladık ki borsalar etkilenmesin

 

 

-Darbe adlı şarkınızı, borsaları etkilememek için gece yarısından sonra yayınladığınızı söylediniz. Bu şarkıyı biraz anlatır mısınız?

K.K.:  O şarkı darbe üzerine şarkı yapmalıyız ihtiyacından değil o ana kadar içimizde birikmiş olanlardan ortaya çıktı. Stüdyoda çalarken şarkını nakarat kısmındaki sözler ortaya çıkmaya başladı. 2005-2006’ya denk geliyor. O dönemde popüler kültür içinde darbeyle iştigal eden birkaç örnek çıktı, Çağan’ın filmi olsun, Teoman’ın şarkısı olsun. Onun üzerine darbeyle yapıp darbeyle kalktığımız bir dönem oldu. İçinde çok tuzak barındıran bir şey. Ben kendi hayatımda şöyle bir şey yaşadım. 12 Eylül diye bir şeyden haberdar olup onun kendi hayatındaki sorumlularına öfke uymakla sınırlı bir şey. Onun aslında dış mihrakların işi olduğunu düşünüp ona kızmak… Derken geriye doğru gidip 1977 1 Mayıs’ına, oradan başka yerlere, hatta cumhuriyetin öncesine kadar gidip hiç de yeni bir şey olmadığın görüyorsunuz.

-Sizin ilk müzik yaptığınız dönemde politikadan daha az söz ediliyordu ama siz politik içeriği olan albümler yaptınız. Bir önceki albümünüz ise en apolitik olandı oysa toplum daha politize olmuştu ve o albüm çok eleştiri aldı.

H.T.: 1996 yılında ilk albümü çıkartmamızdan 2003 yılında Yaz single’ını çıkarttığımız döneme kadar bireysel veya civarımızdaki toplumsal sorunlarla ilgilenen şarkılar yapıyorduk. O yıl bizim için önemli iki şey oldu, bir tanesi savaş tehlikesi vardı ve biz savaş karşıtı hareketle yakınlaştık. Bir yandan o sene ilk defa 10 binlere çaldık. Buna mukabil ilgi alanımız da genişledi. Aslında o albümde de Darbe parçası var. Diğer yandan biz kendimizi etiketlemekten de etiketlenmekten de kaçınan insanlarız.

-Hrant Dink’le ilgili pek çok şarkı yapıldı, siz de o süreçte aktif oldunuz. Onun öldürülmesinin herkesi bu kadar harekete geçirmesinin sebebi nedir?

B. G.: Ermeniler bu toprakların en eski sakinlerinden. Bir kere çok insani bir boyutu var. Birincisi, Türkiye mutlu ve daha huzurlu bir ülke olacaksa bir arada yaşamayı başararak olacak bu. İkincisi, Hrant iyi bir adamdır, dürüst bir adamdır, göz önünde bir adamdır; buna rağmen bu topraklarda ona sahip çıkılamaması, Ergenekon’la da ortaya çıkan, sürekli arkamızdan işler döndürüldüğü duygusu…

H.T.: Katlanılamayacak bir şey, bu gördüklerim gerçek olmasın duygusu yarattı. Ve bu ülkeden, hatta bu gezegenden gitmek isteyen ve kendilerini çok yalnız hisseden 200 bin kişi toplandı.

K.K.: Göz göre göre oldu duygusu var. O 301’lerle ilgili süreç, yazının yanlış anlaşılıp mahkum edilmesi, bütün bunların yanında Hrant’ın insanların vicdanına uzanan bir dil tutturabilmiş olması. O dil daha sert, daha köşeli olsaydı büyük ihtimalle öldürülmeyecek olması insanları çok yaraladı. Herkese hitap edebilen, Trabzon’da, küfürlerle karşılandığı bir panelde bile herkesi kendine hayran edebilen, halktan bir adam. Muhabbet adamı. İnsanlar muhabbet arkadaşını kaybetti.

-Yani masumiyeti ziyan olmadı.

H.T.: Aynen.

-Hep böyle midir, masumiyet karşılığını bulur mu?

H.T.: Böyle denirse çok güzel olur.

B.G.: Bana göre, er veya geç doğrusu ortaya çıkar, ben öyle düşünüyorum. Ama belki bunun bizim aklımızın yetemeyeceği cevapları da vardır.

 

Rakun yiyeceğini önce yıkar

 

-Şirketiniz adını neden rakun koydunuz?

K.K.: Doğada herhangi bir şeyi yemeden önce yıkayan tek hayvan mesela. Evrim ağacında ayıyla köpek arasında bir yerde duruyor kendisi. Sakin, Ayça Şen ve Gren albümlerinin ardından sıra Mor ve Ötesi albümüne geldiğinde Rakun biraz daha törpülenmiş ve ne yapıp neyi yapamayacağı ortaya çıkmış bir canlımız oldu.

H.T.: Can Sertoğlu’nu anmamak olmaz çünkü bu bizim dördümüzün kurduğu ama her türlü işini onun yürüttüğü, o olmasa olmayacak bir proje.

-Fikirtepe’de değil mi stüdyonuz?

K.K.: Evet, Pentagram’dan devraldık. 2004’ün sonları gibi onlar bırakmak üzereyken devralıp Dünya Yalan Söylüyor albümünün bir kısmını da orada yapmıştık.

-Kerem (Özyeğen) Pentagram’ın onuncu yıl konserinde bir grup seyirci sizi ‘Popçular dışarı’ diye protesto etti. Yıllar önce Sertab Erener’i böyle protesto etmişler ve grubun bir albümünün adı da bu olmuştu. Ne hissetiniz, ne yaptınız?

K. Ö.: Alkışladım. Türkiye’de heavy metal dinleyicisi tepkisini anında gösteren bir kitledir. Onların neyi eleştirdiğini çok iyi anlıyorum ama herhalde oturup muhabbet etsek -ki bence 50 kişiden fazla değildi- ne kadar ortak yanımız olduğunu görüp özür dileyebilecek kıvama gelirler. Çok da önemli bir olay değildi.

K.K.: (gülüyor) Ayrıca Pentagram’ı kimseye kaptırmayız.

 

 

Kim ne dinliyor?

 

 

Burak Güven:

Saksafon çalıyorum şu ara, o yüzden saksafoncuları dinliyorum. Coltrane dinliyorum. Archi, Chet Baker’ın sesini çok severim, sonra Count Basie. Tabii ki 1970’lerin rock’n roll’u. Beatles çok severim, biraz piyano müziği, klasik müzik. Alternatif rock işlerini takip ediyorum. Bir de 1990’ların elektronik müziğini severek dinlerim.

 

Harun Tekin:

 

Son zamanlarda 1990’ların ortalarında dinleyip de ondan sonra bir süre dinlemediğim Manson grubuna takmış vaziyetteyim. Onun dışında geçtiğimiz yazı Divine Comedy’nin Regeneration albümünü, üstelik de orantısız bir biçimde dinleyerek geçirdim. Bunlar bir takım işaretler olabilir tabii.

 

Kerem Özyeğen:

 

Yerlilerden başlayalım, MFÖ’yü çok severiz, Bulutsuzluk Özlemi, Bülent Ortaçgil, Erkin Koray, Fikret Kızılok, Demirhan Baylan, Serdar Ateşer’in ikinci albümünü çok severiz, Kırıka, Sakin, Vega. Üzerimizde Beatles’ın, Jimmy Hendrix’in ve Frank Zappa’nın büyük emekleri vardır.

 

Kerem Kabadayı:

 

1970’lerin, 1960’ların klasik rock’ı içerisinde Pink Floyd’u, King Crimson’ı dinlediğim bütün gruplarda ayrı bir yere koyuyorum, bu grubu oluşturan müzisyenlerin her birini ayrı ayrı proje albümlerini takip ettim. Hatta Robert Fripp hayranlığı Rakun Müzik’in kuruluşuna kadar geldi benim kafamda. Bir de yeni gruplar arasında canlı dinleme imkanını bulduğun Marsis’i çok beğeniyorum.


-İki albüm arasındaki 4 sene nasıl geçti?

Burak Güven: Avrupa’nın değişik yerlerinde konser yapıyorduk ama 2007’de doğru dürüst bir turne yapmayı başardık. O turnenin bittiği gün Eurovision teklifi geldi, 2008 yılını hem Eurovision çalışmalarıyla hem de Bakü, Lizbon gibi normalde belki de hiç yolumuzun düşmeyeceği yerlerde konser vererek geçirdik. 2009’da daha da büyük bir Avrupa turnesine çıktık. Hollanda, Fransa, Avusturya ve Almanya’yı kapsayan bir turne. Oradan geri döndük, Türkiye turnesi oldu.

H.T.: Ardından Rakun’un işleri oldu, ayça Şen ve Gren’in albümleri çıktı, Burak Ayça Şen’in albümünün prodüktörlüğünü yaptı. O sırada bu albümün hazırlıklarına başladık, yılbaşı civarı albüm şekillendi, şubatta stüdyoya girdik, iki buçuk ay orada kaldık. Rahat bir çalışma dönemi oldu, planladığımızdan bir haftalık bir gecikmeyle albüm hazır oldu.

-Yolculuk yapmayı seviyor musunuz?

H.T.: Çok uzamadığı müddetçe. O Almanya turnesinden sonra, hani koşucularda olur, 4 bin metreyi geçince açılır ya, biz de 16 gün sonra, ‘artık hayatımız bu bizim, kimse evi özlemiyor, ne güzel’ gibi olduk.

-Sanki o efsanevi rock’n roll kültürü bütün dünyada öldü değil mi?

Burak Güven: Mickey Rourke ‘1980’lerde Kurt Cobain geldi, mahvetti ortamı’ diyor. Geçende şunu konuşuyorduk, Hollanda’nın Dünya Kupası’nı kazandığı yıl, havuzda parti yapıyorlar, içiyorlar falan. Ertesi gün maça çıkacaklar. Biraz kapitalizmin yüzde yüz verimlik anlayışının artmasıyla ilgili bir durum. İki aylık turneye çıkacak grubun, eskisi gibi, atıyorum, beşinci konserde davulcusunun sahnede sarhoş olması mümkün değil.

K.K.:  Rock’n roll’un ölmüş olan kısmının cenazesi 1990’larda kaldırıldı. Ben hayırlı olduğunu da düşünüyorum.

-Ama bunun bir sonucu da pop ve rock’ın şarkı sözlerinde büyük benzerlik olması. Özellikle aşk şarkılarında. Bu sorunlu değil mi?

H.T.: Sadece sözlerde değil müzikte de o yakınlaşma yaşanıyor. Aşkın anlatılabilecek bir yanı var. Bir eşik var, ondan önceki kısmı anlatılabilir, ondan sonrası daha anlatılamaz bir yer. O rahat anlatılabilir yerde enflasyon var zaten.

Logged
Berivan
Alışkın Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 67


AMA HEP AYNI DERTLER HEP AYNI HEP AYN..


« Yanıtla #1 : Haziran 02, 2010, 03:47:25 ÖS »

Dört yıl sonra yeniden - Taraf - Istanbul -  30.05.2010

 ‘Masumiyetin Ziyan Olmaz’ adlı albümleriyle yeniden gündeme gelen Mor ve Ötesi, 2011’de kapsamlı bir Avrupa turnesine çıkmayı planlıyor.

Müzik piyasasının yeni albümler ve konserlerle canlanmaya başladığı bir sırada alternatif Türk rock grubu Mor ve Ötesi’nin yeni albümü Masumiyetin Ziyan Olmaz da müzikseverlerle buluştu. Dünya Yalan Söylüyor’dan sonra büyük çıkış yakalayan ve Büyük Düşler kitlesini iyice genişleten grubun yeni albümü 12 mayısta raflardaki yerini aldı. Eurovizyon’un da etkisiyle grubun popülerleşeceğinden korkanlar da olmadı değil. Ama müjdemizi verelim ki öyle olmadı ve grubun besbelli ki anlatacak bir şeyleri olduğunun en açık göstergesi olarak sözlerini dikkatle dinlememiz gereken bir albüm doğdu elimize.

Bu albümde farklı olarak yapmayı hedeflediğiniz şeyler oldu mu?

Kerem Kabadayı: Aslında biz her albümde “şöyle şöyle farklı şeyler yapalım” diye konuşuyoruz ama ortaya çıkan son üründe o konuşmalarımızın payı, bütün o çalışma sürecinde aklımıza gelenler ve müziği işlerken ortaya çıkanlardan çok daha düşük oluyor. Sonuçta dördümüz de kafamızda farklı estetik hedefler ve farklı yollarla albüm çalışmasına giriyoruz ve bunların birleştiği noktalardan bir albüm çıkartıyoruz. Bu albümde de öncekilerden farklı olarak enerji seviyesi daha yüksek, metronomları daha hızlı şarkılar var. Ama bunun yanında şarkıların girişleri çıkışları, albümün bütünlüğünü sağlamaya yönelik bağlantılarla ilgili birkaç şey denedik. Bu denemeler bundan sonra hep böyle yapacağız anlamına da gelmiyor ama üzerinde daha fazla düşünüp daha fazla deneyler yapmak istediğimiz bazı yolların nüvelerini taşıyan bir albüm oldu.

Sözler müziğin önüne geçiyor sanki...

Harun Tekin: Bizim yaptığımız bir bütün... Müzik kısmı ve söz kısmı diye düşünmekte de zorlanıyoruz bazen ama içiçe bunlar...

Albümün genelinde bir bütünlük hissediliyor, duygu ve ruh halinde bir bütünlük var mı?

H.T: Sıralamadan kaynaklanıyor aslında. Mesela bu albümün Korkma ile başlayıp Bisiklet ile biteceği çok konuşulmuştu da arasındaki geçişlerin belki on bin kere üstünden geçtik.

Peki sizin üzerinde çalıştığınız genel bir tema ya da vermek istediğiniz belirli mesajlar var mı?

K.K: Üstünde konuşup şarkılara nüfuz ettirdiğimiz temalardan çok, bir önceki stüdyo albümünden bu yana geçen dört yılda gördüğümüz, gözlemlediğimiz, kendi aramızda tartıştığımız ve yaşadığımız birçok şey bu şarkılara etki etti. Hatta yazılmasına yol açan olaylar bile oldu. Hepsi bir şekilde ya müzikal tavır açısından, ya da sözler açısından ya da ikisine birden bir şekilde nüfuz ettiler. Ama şarkı sözlerine ve müziğe bir bütünlük olarak baktığımızda eğer bir tema çıkıyorsa o zaten bizim hedeflediğimiz bütünlüğün de ötesinde bir değere sahip bizim için.

Mor ve Ötesi’nin belli bir duruşu var diyebilir miyiz o zaman?

H.T: Onu ne kadar tasarlasanız da olmayabilir, ortaya koyduğumuz şeyden böyle bir sonuca varmışsanız, o bizim için daha eğlenceli ve güzel bir his...

Sizi birebir etkileyen olaylardan bahsettiniz. Neler var mesela bu albümde?

H.T: Mesela Kara Kutu şarkısının arkasında gerçekten bir türbülans hikâyesi var... Nakba’nın melodisi yıllardır vardı aklımızda ama İngilizce çalışılmış bir eskiz gibiydi. Zaten Filistin meselesiyle ilgili bir şarkı olduğunu isminden de anlayabilirsiniz. Festus da keza adıyla konusunu anlatıyordur... Bunlar dışındaki şarkılarda ise geçtiğimiz üç dört yıl içinde yaşadığımız bireysel ya da toplu bir sürü şeyin etkisi var... İlişkiler, kırgınlıklar, korkular... Ama bunların en son modelleri var; aramızdan birinin 2003 yılındaki korkmuş olma haliyle 2009 yılında korkmuş olma hali aynı değil. Albümlerim arasındaki en önemli farkı da bu yaratır zaten. Biz bir yandan başka başka insanlar oluyoruz ve grup kimyası da buna uygun olarak evriliyor ve bunlar ortaya çıkıyor. Bunların bir kısmı takip edilebilir birtakım esin kaynaklarına gönderme yapılarak açıklanabilirken, bir kısmı da bizim için bile yeniden yeniden anlamlandırılan şeyler.

İlk albümden son albüme neler değişti Mor ve Ötesi için?

Burak Güven: Uğraştığımız şeyler, karşılaştığımız şeyler bayağı değişti. Dolayısıyla fikirlerimiz de mutlaka bir parça değişti. Çünkü küçük yerlerde küçük kitlelere ulaşırken iş, bir an on binlerce insanların olduğu, gerçekten büyük prodüksiyonları olduğu konserlerle insanlara ulaşmaya gitti. On binli satışlardan yüz binli satışlara ulaştı, özellikle ama özellikle insani olarak veya müzikle ilgili gitmek istediğimiz yer konusunda pek bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Tanınırlığımız tabii çok arttı. Bir de bazı dinleyicilerin kabuk değiştirdiğini hissettim...

Nereye varmak istiyor Mor ve Ötesi?

H.T: Birbirimizin sesini daha iyi duymak... Çünkü dördümüz beraber müzik yaparken bu konuda bayağı iyiyiz. Birbirimizle müzikal anlayış konusunda, dinlediğimiz şeyler değişse de, iki ay boyunca çok görüşmesek de biraraya gelir ve inanılmaz şeyler çalabiliriz. Aramızda öyle müzikal bir köprü var. O köprünün içinden geçen şeyleri daha fazla yakalamak diye tarif edebilirim.

Eurovizyondan dolayı eleştirenler oldu mu sizi?

H.T: Eleştiriler geldi tabii ama yaptığımız her şeyi herkes sevsin diye yapamıyorsunuz ve iyi ki de herkes sevmiyor. Zaten bir kısım eleştiri alacağımızı tahmin etmiştik. Evet bizim bir Eurovizyon yolculuğumuz var ama bir de ona eşlik eden bir plak şirketi yolculuğumuz var mesela. 2005 yılından beri Rakun Müzik diye bir yapı var, onunla beraber kendi kendimize bağımsız bir varoluş sürdürüyoruz ve birtakım başka grupların, sanatçıların albümlerini çıkartma şansı bulduk. Bütün bunlar tabii teker teker algılanıyor, ama biz kendi hikâyemizde bir bütünü yaşıyoruz. Bu bütünü de anlamlandırmak yıllar içinde daha rahat olacaktır dinleyici açısından, eğer isterlerse. Ama bizim içimiz çok ferah.

Bundan sonra neler var sırada?

K.K: Bu yazı yoğun bir konser programıyla geçirmeyi düşünüyoruz. Daha çok 2011 yılına ait bir plan ama büyük bir Avrupa turnesi planlanıyor. Albümün aynı zamanda bir plak olarak da yayınlanması gündemde Büyük Düşler ve Dünya Yalan Söylüyor’u da zaman içinde plak olarak yayınlamayı düşünüyoruz.

Logged
Berivan
Alışkın Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 67


AMA HEP AYNI DERTLER HEP AYNI HEP AYN..


« Yanıtla #2 : Haziran 02, 2010, 03:50:09 ÖS »

Bizi ancak masumiyetin kaybolması ayırır 
 
 
MOR VE ÖTESİ
Mor ve Ötesi'ni bir arada tutan şey müzik olduğu kadar dostlukları da... "Bizi masumiyetin kaybolması ayırır." diyen grup üyeleri son albümleri 'Masumiyetin Ziyan Olmaz'da diğerlerinden farklı olarak enerjik ve farklı bir kliple geldiler.
 
 
 

"Bizi en çok yoran 'Kendini Yorma' isimli şarkıya klip çektik. Umarım insanlar sadece bu klibe bakıp not verme kolaycılığına düşmezler." diyorlar.

Kendimi hiç yormadan sorayım: Bu albüm diğerlerinden farklı olarak ne fısıldıyor?

Kerem Kabadayı: Yüksek sesle söylediği şeyler var. Grubun yeniden kendini keşfettiğini ve hâlâ dikkate değer şarkılar ürettiğini söylüyor.

'Yaşıyoruz' diyorsunuz yani? (Gülüşmeler)

Kerem K.: Albüm bazı şarkılar dışında son dört yıldan beri başımızdan geçen, gözlemlediğimiz birçok şeyi barındırıyor. Bizim ses ve müziğe yaklaşımımız açısından bas bas bağıran bir albüm bu.

Hiçbir şey yaşamasanız albüm çıkmayacak mıydı?

Harun Tekin: Öyle esasında, çünkü cıngıl yapmıyoruz. Yaptığımız şeyin başka türlüsünü yapamayacağımız için böyle yapıyoruz. Yaşarken yazıyoruz.

Bu son albüm biraz olgunluk albümü mü?

Kerem Özyeğen: Bu albümün o olgunluk albümünün başlangıç albümü olduğunu söyleyebilirim.

'Masumiyetin Ziyan Olmaz' sözü, karşıdakine hak vermekten ziyade kendinize bir paye biçmek gibi geldi bana...

Harun T.: İkinci tekil şahısla kurulan cümlelerin çoğu, şarkıcının öyle duyurduğu ama aslında içe doğru da söylenen cümleler. Birisinin eşlik ederken kendine 'Gül Kendine' ya da 'Yorma Kendini' demesi gibi 'Masumiyetin Ziyan Olmaz' demesi de mümkün. Haliyle yukarıdan kendimize değer atfetmekten ziyade hafif yüreklendirici ve teselli edici bir cümle olduğunu düşünmek daha doğru.

Hadi öyle kabul edelim ama siz dinleyicinin tepkisini çok da önemsemeyen bir grup değil misiniz?

Harun T.: Biz dinleyicinin beğenisini müzik üretirken göz önünde bulundurmadığımızı söylüyoruz. Onları ciddiye almaz olur muyuz? Biz manyak mıyız yani? (Gülüşmeler)

Ben de onu soruyorum işte, manyak mısınız? (Gülüşmeler)

Harun T.: Evet manyağız ama buralarda değil.

Kendinize çok mu güvenirsiniz?

Kerem K.: Evet, bu güveni oluşturan şey hepimizin diğerine ciddi güven duyması. Bu herhangi birimizin kusursuz olduğu anlamına gelmiyor.

Masum musunuz siz?

Harun T.: Bazen.Kim masum değil ki?

Kerem K.: Masumiyet elle tutulamayan bir kavram. Biz insanları ölçüyor değiliz.

Harun T.: Arasına bir kelime koyup söylerseniz masumiyetin kaybolmamış olmasının ziyan olmayacağı gibi bir anlamda çıkar.

Kerem K.: Bu 2012 isimli şarkıyı emprovize çalarken o anda çıkardığımız bir cümle. 2012, modern bir yok oluş mitine referans veren bir şarkı. Dünyanın sonu gelse yine de masumiyetin ziyan olmaz da denebilir.

Müzik olmasa bu dostluğunuz olur muydu?

Harun T.: Müziği kaldırmak kolay değil ama dostluğumuz yıllardır var.

Kerem Ö.: Biz bırakmak istesek de bıraktırmaz dinleyicilerimiz. Müzik temel bir birleştirici bizim için.

Harun: Kültür birleştirir, siyaset böler.

Peki ne ayırır sizi?

Kerem Ö.: Söyleyecek sözümüzün kalmaması...

Kerem K.: Masumiyetin kaybolması ayırır.

Sivri taraflarınız çok. Kendi içinizde çok mu uyumlusunuz?

Harun T.: Tartışma adabı açısından çok emek verilmiş bir iletişimimiz var. Eğer herkes bizim gibi tartışsa çok daha iyi olurdu hayat.

Sözlerin hepsinin altına 'Mor ve Ötesi' yazıyorsunuz. Topu ortaya atmak olmuyor mu bu?

Harun T.: Söz ve müziklerin illa mülkiyeti olacaksa bu dördümüze ait. Sözlerin büyük kısmını ben, bir kısmını Burak yazıyor. Ne yazıldığı daha önemli.

Ayrılırsanız, ayrılan kişi kendisine albüm yapmaz mı?

Harun T.: Bu dört kişi bu grubun yaptığı bütün şarkılarla her zaman istediğini yapabilir.

Mor ve Ötesi'nin kendi içindeki masumiyetinin, 'Yorma Kendini' klibindeki mankenlerin yer almasıyla yok olduğunu ve popüler kültüre hizmet ettiğini düşünüyorum. Öyle mi?

Kerem K.: Üstüne bandrol basılmış her türlü malzeme popüler kültürün çeşitli seviyelerde parçasıdır. Bizim 2000'lerden sonraki verdiğimiz mücadele popüler kültürün içinde yer alıp onu dönüştürmeye çalışmaktı. Kadının metalaştırılmasından çok daha skandal boyuttaki meselelere tepki vermeyenleri bu kliple harekete geçirirsek, bu hareket bize bile karşı olsa toplumun yararına olur.

Harun T.: Biz böyle bir klip yapmayı tercih etmeseydik daha rahat ve daha az eğlenceli bir yol seçmiş olacaktık. Umarım insanlar sadece bu klibe bakıp not verme kolaycılığına düşmezler.

Kerem Ö.: Mor ve Ötesi bu kliple kadını metalaştırıyor diyebilmek için albümün kapağında kızların olması lya da bizim kadın satıyor olmamız lazım.
 
 
 
 
 
 

Bu kliple hangi ödülü hedeflediniz?

Kerem Ö.: Altın Kızlar!(Gülüşmeler)

Sözler çok enerjik. Orta yaş bunalımı mı bu?

Kerem Ö.: Orta yaşa var ya, yapmayın.

Harun T.: Bu albümün içinde 'Yorma Kendini' merkezi bir yerde durmuyor, albümde olup bitenleri temsil etme iddiasını taşıyamıyor. Albümde Mor ve Ötesi'nin halleri var. Bu bizi en çok yoran parça oldu, her şeyi değişti.

Aslında dinlediğimiz bile değil!

Kerem Ö.: Konserde de başka şarkı söylüyormuşuz.

Harun T.: Tam emin olamadığımız için değiştiriyorduk, çünkü aramızda en az bildiğimiz şarkıydı. Albüm bitti, bir şarkı daha yaptık gibi oldu.

Kerem K.: Coğrafi, kültürel ayrılıkları aşabilen bir müzik yapıyoruz. Birçok insanın tosladığı ayrımcılıkların uzağında duruyoruz.

Mankenlerle klip çekilse de aktivistliğe devam ediyor yani?

Kerem K.: Ama birçok güzel kadın aktivist de var. Aktivistlik bıyıklı erkeklerin dimdik durup uygun adımla marşla ilerledikleri bir alan değil.

Harun T.: Biz güçle kafayı bozmuş insanlar değiliz. Müziğiyle hayatını sürdüren müzisyenleriz.

Nakba parçasını neden Filistinliler için söylediniz?

Harun T.: Ulus devletlerin hepsinin kuruluşunda rastlanan arızalardan İsrail'e denk düşeninin yakınlığı ile ilgili. Biri için bayram olan bir şeyin başkası için felaket olma durumu var. Nakba, İsrail'in kuruluş gününe verilen isim. Bu hikâye dünyanın gözü önünde olduğu için belki de bu şarkı oldu.

Coca Cola ile konsere çıkmıyorsunuz ama Fanta ile turneye çıktınız. Bu çelişki değil mi?

Harun T.: Artık konserler ya meşrubat kapağına ya da diş fırçasına gidilen etkinlikler oluyor. Biz bunlar yerine 17 kente götürecek bir festivale katıldık.

Kerem K.: Türkiye'de fikir değiştirmek en büyük günah olarak görülür. Fikir değiştirmek bizim özelliklerimizden biridir.

Harun T.: Coca Cola'nın Kolombiya'daki fabrikasında 14 işçinin ölümüyle sonuçlanan bir süreç olmuştu. Fanta festivalini bitirmiştik. Öncesinde Coca Cola'nın festivali ile anlaşmıştık. Bu ortaya çıkınca oradan ayrıldık ve BarışaRock'ta çaldık.s.zengin@zaman.com.tr


 

Mor ve Ötesi grubunun elemanları yaptıkları son 'Kendini Yorma' isimli kliple kadını metalaştırmadıklarını belirtiyor ve güçle kafayı bozmuş insanlar olmadıklarını söylüyorlar.


Ulusal besin kaynağımız pide!..
Müzik şirketinizin adı Rakun. Bırakun bu işleri mi diyeceğiz?

Harun T.: RakunRoll diyeceğiz.

Kendinizi arada bir şehre gelen Rakun gibi mi görüyorsunuz?

Harun T.: Biz Kerem K ile daha şehre yakın tutkun tipleriz. Oysa Kerem Ö. ve Burak biraz daha doğaya yakınlar.

Kerem Ö.: Rakun çok komik ve sempatik bir hayvan ama bizi ifade eden bir sembol değil. Yiyeceklerini yemeden önce yıkayan bir hayvan.

Yemek konusunda arıza çıkaran var mı? Ortak beğeniniz ne?

Hepsi birden: Pide!

Kerem Ö.: Pide bizim ulusal besin kaynağımız. Biraz daha imkana sahip olduk ama ofise hâlâ pide söyleriz.

Baba parasıyla müzik yaptığınız yazıldı Albümün arka kapağına 'babam sağ olsun' mu yazdınız?

Harun T.: Öyle olmadığı halde böyle söylenmesi bizi çok kamçılayan bir şey oldu.

Kerem Ö.: Baba parasıyla nasıl müzik yapılır ki? Albüm çıkar belki ama para ile müzik yapılır mı? Bu bir müzisyene yapılacak en büyük hakaret.

Harun T.: O sözün söylendiği dönemde müziklerimizin ses kalitesine baksa baba parası mı ne parası görür yani.


Mor ve Ötesi'nin mor renkli eşyaları...
Eurovision'a bu sene Manga gidiyor. Ne diyorsunuz Manga için?

Harun T.: Manga'nın şu anda hayatında Eurovision'dan başka hiç bir şey yoktur, bundan bir ay sonra Eurovision diye bir şey olmayacaktır. Böyle bir baskı altında iken onlara iyi dilek ve duygular göndermek gerekir.

Bir daha katılır mısınız Eurovision'a?

Harun T.: Eurovision teklifi gelmeden bir hafta önce epey ileri geri konuşmuştuk hakkında ama bir hafta sonra bize teklif geldi. O yüzden konuşmayalım...

Evde mor renkli hangi eşyalarınız var?

Kerem Ö.: Benim sallanan mor renkli bir koltuğum var, hatta yatak haline geliyor bazen.

Harun T.: Benim mor bir kanepem var. Ve leylak rengi gitarım...

Kerem K.: Mor ile ilgili sıramı gruba ad koyarken savdım ben. (Gülüşmeler) Ben 'Mor Ötesi' demiştim, sonra ve koyduk. Onun travmasını yaşıyorum hâlâ.

Mor ve Ötesi... Ötesinde ne var?
 

Kerem Ö.: Türkiye'nin dışında da büyük ölçekli konserler verip birlikte olmak ve benzersiz şarkılar üretmeye devam etmek.

Burak burada değil, onun aleyhine ne söylemek istersiniz?

Hepsi birden: Biraz uzun boylu, yoruyor bizi. (Gülüşmeler)

 
Logged
Sayfa: [1]
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: